Mekanik Çarklardan Sentetik Zihinlere: Ada Lovelace ve İlk Algoritmanın Mirası
Ada Lovelace'e Gelmeden Önce
Ada Lovelace'in hikâyesine geçmeden önce bir şeyi söylemek istiyorum.
Bugün hâlâ kadınların zekâsını, yeteneğini, mesleki başarısını ve toplumdaki yerini erkeklerle kurduğumuz ölçüler üzerinden değerlendirmeye devam ediyoruz. Bazen bunu açıkça yapıyoruz, bazen de farkında olmadan.
Yüzyıllar boyunca kadınları eğitimin, bilimin, siyasetin ve üretimin birçok alanından uzak tuttuktan sonra, bugün onların bazı alanlarda erkeklerden daha az temsil edilmesini sanki adil bir yarışın doğal sonucuymuş gibi yorumlamak büyük bir yanılgıdır.
Bir insanı yarıştan yüzlerce yıl uzak tuttuktan sonra, yarışa katılmaya başladığında aldığı sonuçlara bakıp "Demek ki diğerlerinden daha geride" demek, yarışın kendisinin adil olduğunu varsaymaktır.
Oysa mesele hiçbir zaman yalnızca yetenek değildi.
Kadınlara biçtiğimiz roller vardı. Onları evin içine, anneliğe, eşliğe ve erkeğin etrafında tanımlanan bir hayata sıkıştırdık. Bilgiye ulaşmalarını sınırladık. Bilim insanı olmalarını küçümsedik. Ürettiklerini görmezden geldik. Başardıklarında bile çoğu zaman başarılarını bir istisna gibi değerlendirdik.
Daha da kötüsü, kadınları erkeklerin dünyasına kabul edebilmek için onlardan erkeklere benzemelerini bekledik.
"Erkekler gibi düşünebilen kadın."
"Erkekler kadar başarılı kadın."
"Erkeklerin yaptığı işi yapabilen kadın."
Sanki ölçü insan olmak değil de erkek olmaktı.
Ada Lovelace'in hikâyesi bana tam da bu yüzden önemli geliyor.
Çünkü onun hikâyesi yalnızca ilk bilgisayar programlarından birinin hikâyesi değildir. Aynı zamanda bize çok daha basit, fakat çok daha rahatsız edici bir gerçeği gösterir:
Bir insana fırsat vermediğiniz halde, onun kapasitesi hakkında hüküm veremezsiniz.
Belki de yüzyıllar boyunca kadınların önüne koyduğumuz en büyük engel, onların ne yapabileceğini bilmeden önce ne yapamayacaklarına karar vermemizdi.
Ve bugün bir erkek olarak bu tarihe bakarken, bunu yalnızca geçmişin bir adaletsizliği olarak görmem mümkün değil. Çünkü o geçmişin mirası hâlâ toplumumuzun içinde yaşıyor.
Bu yüzden Ada Lovelace'i yalnızca bir bilgisayar tarihçisi olarak değil, insanın kendisine çizilen sınırları aşabileceğinin erken kanıtlarından biri olarak okumak istiyorum.
Günümüzde ekranlarımızın karşısına geçip bir dil modelini çalıştırdığımızda, kelimelerin ve kod bloklarının adeta sihirli bir şekilde saniyeler içinde akıp gitmesine şahit oluyoruz. Trilyonlarca parametrenin, olasılık hesaplarının ve devasa veri setlerinin içinde gezinen bu "sentetik zihinler", bize geleceğin ta kendisi gibi geliyor.
Ancak bu noktaya nasıl geldiğimizi anlamak için, fişini çektiğimizde kapanan bu dijital dünyadan çok uzaklara, pirinçten ve çelikten yapılmış mekanik çarkların dünyasına gitmemiz gerekiyor.
Her şeyin başladığı yere, 19. yüzyılın ortalarına.
Bugün yapay zekânın varoluşsal krizlerini, sınırlarını ve makine bilincini tartışıyorsak, bu tartışmanın ilk tohumunu atan kişi bir vizyonerdi: Ada Lovelace.
Tarih kitapları onu genellikle "ilk bilgisayar programcısı" olarak anar. Ancak bu unvan, onun vizyonunun derinliğini anlatmakta yetersiz kalır.
Şair Lord Byron'ın kızı olan Ada, dönemin katı ve soğuk matematiksel anlayışına, kendi deyimiyle "şiirsel bilim" (poetical science) penceresinden bakıyordu. Matematiği sadece niceliksel bir hesaplama aracı olarak değil; evrenin, mantığın ve yaratıcılığın dilini çözen bir metafor olarak görüyordu.
O dönemde Charles Babbage, "Analitik Motor" adını verdiği, buhar gücüyle çalışması planlanan devasa bir hesap makinesi tasarlıyordu. Babbage'ın hayali büyüktü; makine karmaşık matematiksel tabloları hatasız hesaplayabilecekti.
Ancak Babbage bile kendi icadının potansiyelinin tam olarak farkında değildi.
O, makineye sayılara hükmeden bir cihaz olarak bakarken; Ada Lovelace, makinenin potansiyelini gördü.
Ada'nın tarihe geçen en büyük katkısı, bu makine için yazdığı Bernoulli sayılarını hesaplama algoritmasıydı. Delikli kartlar kullanarak makineye adım adım ne yapması gerektiğini dikte eden bu notlar, bugün bilgisayar programlama tarihinin ilk örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.
Ancak asıl devrim, bu algoritmanın arkasındaki düşünce yapısındaydı.
Ada, makinenin sadece sayılarla değil, sembollerle de çalışabileceğini fark etmişti.
Eğer müzik notaları, harfler veya mantıksal kavramlar sayılara dönüştürülebilirse, bu makine müzik besteleyebilir, metinler üretebilir ve karmaşık soyut işlemleri çözebilirdi.
Bugün, yerel bilgisayarlarımızda çalıştırdığımız yapay zekâ modellerinin müzik üretmesi, resim çizmesi veya kod yazması, 1843 yılında Ada Lovelace'ın zihninde parlayan o kıvılcımın devasa bir yangına dönüşmüş hâlidir.
O, Analitik Motor'un, Jacquard dokuma tezgâhının çiçek ve yaprak desenlerini dokuması gibi cebirsel kalıplar işleyebileceğini düşünürken, aslında bilgisayarın yalnızca hesap yapan bir makine olmaktan çıkabileceği fikrinin kapısını aralıyordu.
Fakat Ada Lovelace'ın bize bıraktığı tek miras bu öngörü değildi.
Onun, bilgisayar bilimi felsefesinde "Lovelace İtirazı" olarak bilinen meşhur bir uyarısı vardır. Analitik Motor'un kendi başına yaratıcı bir iradeye sahip olmadığını, yalnızca kendisine verilen işlemleri gerçekleştirdiğini savunuyordu.
İşte bu düşünce, bugün bir yazılım geliştiricisi olarak yapay zekâyla yan yana çalışırken her gün yüzleştiğimiz o büyük felsefi sorunun ta kendisidir.
Modellerin kendi iç işleyişleri bizi şaşırtan, daha önce görmediğimiz sonuçlar üreten davranışlar sergilediği bu yapay zekâ çağında, Lovelace'ın itirazı hâlâ geçerliliğini koruyor mu?
Makineler gerçekten düşünüyor mu?
Yoksa bizim onlara verdiğimiz devasa insanlık verisiyle, düşünmeye benzeyen sonuçlar üreten son derece gelişmiş sistemler mi?
Alan Turing'den günümüzün derin öğrenme mimarilerine kadar herkes bu sorunun farklı bir ucuyla boğuşuyor.
Buralara nasıl, nereden geldiğimizi anlamak, nereye gittiğimizi görmek için elzemdir.
Bizler bugün piksellerin ve bulut sunucuların dünyasında kod yazarken, aslında Ada Lovelace'ın 180 yıl önce kâğıda döktüğü o ilk algoritmanın, o "şiirsel bilim"in açtığı yolda yürüyoruz.
Ve belki de bu yolculuğun en ilginç tarafı burada başlıyor.
Çünkü Ada Lovelace'ın önemi yalnızca geçmişte ilklerden birini gerçekleştirmiş olması değildir.
O, makinenin henüz ortada olmadığı bir geleceği hayal edebilmişti.
Bugün bizim yaptığımız da aslında bundan çok farklı değil.
Biz yapay zekânın bugün yaptıklarına bakıp yarın neler yapabileceğini anlamaya çalışıyoruz.
Ada da kendi çağının makinelerine bakıp henüz var olmayan bir dünyanın ihtimallerini düşünüyordu.
Aradaki tek fark, onun önünde silikon çipler değil, pirinçten çarklar vardı.
Bu yazı dizisinde, mekanik çarklardan silikon çiplere, basit algoritmik kurallardan yapay zekânın kendi dogmalarını yarattığı günümüze uzanan bu tuhaf ve büyüleyici yolculuğu birlikte adımlayacağız.
Çünkü geleceğin teknolojisini anlamak, geçmişin felsefesini kavramaktan geçiyor.
Bülent Barut
Kaynakça
- Ada Lovelace — Notes on the Analytical Engine, 1843. Analitik Motor, Bernoulli sayıları algoritması ve makinenin sembollerle çalışabilmesine ilişkin özgün notlar. Özgün metin
- Computer History Museum — Ada Lovelace. Lovelace'ın 1843 tarihli çalışmaları, Bernoulli algoritması ve Analitik Motor'un sayıların ötesinde sembollerle çalışabileceğine ilişkin görüşleri. Kaynağı görüntüle
- Science Museum — Lovelace, Turing and the invention of computers. Ada Lovelace'ın Analitik Motor'u genel amaçlı bir hesaplama makinesi olarak kavrayışı ve sayıların sembol, harf ve müzik notalarını temsil edebileceğine ilişkin yaklaşımı. Kaynağı görüntüle
- Science Museum — Women in Computing. Lovelace'ın Bernoulli sayıları için hazırladığı algoritma ve Analitik Motor'un genel amaçlı programlanabilir bir makine olarak değerlendirilmesi. Kaynağı görüntüle
- UNESCO — Ada Lovelace. Lovelace'ın 1843 tarihli çalışmaları, ilk yayımlanmış bilgisayar programı olarak kabul edilen Bernoulli algoritması ve genel amaçlı hesaplama fikri. Kaynağı görüntüle
- History of Science Museum, University of Oxford — Imagining AI: Babbage & Lovelace. Babbage ve Lovelace'ın hesaplama makineleri, Analitik Motor ve Lovelace'ın makinenin yaratıcı kapasitesine ilişkin düşünceleri. Kaynağı görüntüle