Mekanik Çarklardan Düşünen Makinelere: Alan Turing ve İnsan Olmanın Sınırları
Ada Lovelace'ın hikâyesini anlatırken bir kadının önüne yüzyıllar boyunca çizilmiş görünmez sınırları konuşmuştuk.
Kadınların ne öğrenebileceğine, ne üretebileceğine, hangi meslekleri yapabileceğine ve toplum içinde nerede duracağına karar veren bir dünyadan söz etmiştik.
Ama bu hikâyenin yalnızca kadınlara ait olduğunu düşünürsek önemli bir şeyi kaçırırız.
Çünkü toplum, insanlara yalnızca ne yapabileceklerini söylemekle yetinmedi.
Bazen onlara kim olabileceklerini de söyledi.
Bazen bir kadına:
"Sen bir bilim insanı olamazsın."
dedi.
Bazen bir erkeğe:
"Sen böyle sevemezsin."
dedi.
Ve her iki durumda da insanın karşısına aynı kibirle çıktı:
"Senin adına sen karar veremiyorsun; o kararı ben veririm."
İkinci yazımın kahramanı bu yüzden yalnızca bir matematikçi, bilgisayar bilimcisi veya savaş yıllarında çalışan bir bilim insanı değil.
Ondan önce bir insandı.
Adı Alan Turing'di.
Ve onun hikâyesini anlatmaya başladığımda, Ada Lovelace'ta bıraktığımız yerden devam etmek istiyorum.
Çünkü Ada'nın hikâyesinde toplum bir kadının zihnine sınır koymaya çalışmıştı.
Turing'in hikâyesinde ise aynı toplum, bir erkeğin bedenine, sevgisine ve kimliğine sınır koymaya çalıştı.
İkisinin yaşadıkları elbette aynı değildi.
Ada Lovelace'ın karşılaştığı engeller ile Turing'in uğradığı devlet zulmünü aynı kefeye koymak tarihsel olarak doğru olmaz.
Ama ikisinin altında yatan düşünce biçiminde ürkütücü bir benzerlik vardı:
İnsanın kendisine ait olması gerektiği düşünülen bir alanın, toplum tarafından denetlenebileceğine inanmak.
Ada'nın ne yapabileceğine karar vermek istedik.
Turing'in kim olabileceğine.
Bir Makineyi Düşünmekten Önce Bir İnsanı Görmek
Alan Turing'i bugün çoğunlukla bir makineyle hatırlıyoruz.
Turing makinesi.
Turing testi.
Şifre kırma.
Enigma.
Bilgisayar biliminin temelleri.
Yapay zekâ.
Bütün bunlar doğru.
Hatta bugün yapay zekâ hakkında konuşurken Turing'in adının karşımıza çıkmaması neredeyse mümkün değil.
Fakat burada garip bir şey oluyor.
Turing'i ne kadar büyük bir bilim insanı olarak anlatırsak, bazen onu o kadar kolay insandan çıkarıyoruz.
Bir zihne dönüştürüyoruz.
Bir matematik problemine.
Bir savaş kahramanına.
Bir bilgisayar bilimi tarihine.
Sanki onun başına gelenleri anlamak için önce "Turing makinesi"ni bilmemiz gerekiyormuş gibi.
Oysa tam tersi.
Önce Turing'in bir insan olduğunu hatırlamamız gerekiyor.
Çünkü onun hikâyesinin en acı tarafı, dünyanın onun zihninin değerini anlamış olması ama insanlığını aynı ölçüde korumamış olmasıdır.
Ada'nın Çarklarından Turing'in Makinelerine
Ada Lovelace, Charles Babbage'ın mekanik hesap makinesine baktığında yalnızca hesap yapan bir makine görmemişti.
Makinenin geleceğini görmüştü.
Yaklaşık bir asır sonra Alan Turing de benzer bir şeyi yaptı.
Ama bu kez ortada çalışan bir bilgisayar bile yoktu.
Turing, hesaplamanın kendisini soyutladı.
Bir makinenin hangi problemleri çözebileceğini, bir işlemin mekanik olarak nasıl tanımlanabileceğini ve "hesaplama" dediğimiz şeyin aslında ne anlama geldiğini sorguladı.
1936'da yayımladığı çalışması, bugün bilgisayar biliminin temel taşlarından biri kabul edilen hesaplanabilirlik fikrinin önünü açtı.
Henüz ortada modern bilgisayarlar yoktu.
Silikon çipler yoktu.
İnternet yoktu.
Yapay zekâ yoktu.
Ama Turing, bütün bunların düşünsel olarak mümkün olabileceği bir zeminin kurulmasına yardım ediyordu.
Ada Lovelace mekanik bir makinenin yalnızca sayı hesaplamakla sınırlı olmadığını hayal etmişti.
Turing ise daha temel bir soru sordu:
Bir makine neyi hesaplayabilir?
Bu soru, yüzyıl sonra bizim bugün sorduğumuz başka bir soruya dönüşecekti:
Bir makine neyi düşünebilir?
"Makineler Düşünebilir mi?"
1950'de Turing, Computing Machinery and Intelligence başlıklı makalesini yayımladı.
Yazının ilk cümlesi bugün hâlâ olağanüstü derecede çarpıcıdır:
"Makineler düşünebilir mi?"
Turing bu sorunun kolayca tanımlanamayacağını fark etmişti.
"Makine" neydi?
"Düşünmek" neydi?
Bir makinenin gerçekten düşündüğünü nasıl anlayacaktık?
Bunun yerine soruyu farklı bir yere taşıdı.
Bir makinenin insan gibi düşünüp düşünmediğini doğrudan ölçmeye çalışmak yerine, onun davranışlarını incelemeyi önerdi.
Bugün Turing testi olarak bildiğimiz düşüncenin temeli buradaydı.
Ve bugün yapay zekâlarla konuşurken yaşadığımız tartışmanın köklerinden biri de burada.
Bir yapay zekâ gerçekten düşünüyor mu?
Yoksa düşünüyormuş gibi mi davranıyor?
Bir sistemin bilinç sahibi olduğunu nasıl anlayacağız?
İnsan zekâsıyla makine zekâsı arasındaki sınır nerede?
Bütün bunları bugün tartışıyoruz.
Ama bu soruların bir kısmı neredeyse bir insan ömrü önce Turing'in zihnindeydi.
Fakat Turing'in Başka Bir "Testi" Daha Vardı
Burada hikâyenin benim için daha acı tarafına geliyoruz.
Turing makinelerin zekâsını sınamaya çalışırken, kendi çağının toplumu da Turing'in kendisini sınamaya karar verdi.
Fakat bu kez testin konusu zekâ değildi.
Onun cinsel yönelimiydi.
1952 yılında Turing, erkeklerle eşcinsel ilişki yaşadığı gerekçesiyle İngiltere'de "gross indecency" kapsamında suçlu bulundu.
Önüne iki seçenek konuldu:
Hapis.
Ya da kimyasal hadım olarak bilinen hormon tedavisi.
Turing ikinci yolu seçmek zorunda kaldı.
Bugün bu olaya baktığımızda yalnızca eski bir yasanın ne kadar acımasız olduğunu görmüyoruz.
Daha büyük bir şeyi görüyoruz:
Devletin, bir insanın bedenine ve özel hayatına, onun kendi iradesinin üzerinde bir hak iddia etmesini.
Turing'in kimseye zarar vermeyen, kendi hayatına ait olan bir alanı suç haline getirildi.
Ve bunun sonucunda bedenine müdahale edildi.
Bunu yalnızca "geçmişte yapılmış bir hata" diye anlatmak bana yeterli gelmiyor.
Çünkü mesele yalnızca bir yasanın yanlış olması değildi.
Mesele, toplumun bir insanın nasıl yaşaması gerektiğine karar verme hakkını kendisinde görmesiydi.
Bir Erkeğe de "Sen Böyle Olamazsın" Denebilir
Ada Lovelace'ın hikâyesinden sonra burada önemli bir şeyi özellikle söylemek istiyorum.
Erkek egemen toplumun tahakkümü yalnızca kadınlara zarar vermedi.
Elbette kadınlar tarih boyunca bu düzenin çok daha sistematik ve yaygın mağdurları oldu.
Ama aynı düzen erkeklere de belirli bir erkeklik modeli dayattı.
Güçlü ol.
Sert ol.
Ağlama.
Şüphe etme.
Farklı olma.
Ve özellikle:
Nasıl sevmen gerektiğini de bil.
Turing'in yaşadıkları bana bunun ne kadar tehlikeli olduğunu gösteriyor.
Çünkü toplum kadınlara "erkekler gibi olamazsınız" derken, erkeklere de "erkekler böyle olur" diyebiliyor.
İlkinde kadınların önüne bir duvar örülüyor.
İkincisinde erkeklerin içine bir kalıp dökülüyor.
Ve o kalıba sığmayan insan, kendi toplumuna yabancılaştırılıyor.
Ben dünyaya soldan bakmanın beni getirdiği yerde, özgürlüğü yalnızca ekonomik bir mesele olarak göremiyorum.
İnsanın emeğinin karşılığını alması kadar, kendi hayatının sahibi olabilmesi de benim için özgürlüğün parçası.
Bir insanın hangi işi yapacağına, nasıl yaşayacağına, kimi seveceğine veya kendisini nasıl tanımlayacağına devletin, toplumun ya da çoğunluğun karar vermesi bana aynı temel soruna çıkıyor:
İnsanın kendisi üzerindeki egemenliği.
Belki de özgürlük dediğimiz şeyin en basit tanımlarından biri budur.
İnsanı, kendi hayatının nesnesi olmaktan çıkarıp öznesi olarak kabul etmek.
Turing'i Hâlâ Eksik Anlıyoruz
Turing 2013 yılında Birleşik Krallık tarafından resmî olarak affedildi.
2017'de yürürlüğe giren ve kamuoyunda "Alan Turing Yasası" olarak anılan düzenlemeyle, benzer tarihsel mahkûmiyetlerin silinmesine yönelik bir süreç de başlatıldı.
Bunlar önemli adımlardı.
Ama bazen affetme kelimesinin kendisi bile tuhaf geliyor.
Çünkü affedilmesi gereken kişi Turing değildi.
Affedilmesi gereken, kendi yasasını kendi ahlakının ölçüsü sanan bir toplumdu.
Turing suç işlemediği halde suçlu ilan edildi.
Bilime zarar verdiği için değil.
Devlete ihanet ettiği için değil.
Bir başkasının hayatını tehdit ettiği için değil.
Sadece toplumun kendisi için belirlediği ahlaki kalıbın dışında yaşadığı için.
Ve bunun bedelini ödedi.
Belki de bu yüzden Turing'e bugün yalnızca "bilgisayar biliminin babalarından biri" diyerek hakkını verdiğimizi düşünmek bana eksik geliyor.
Çünkü onun hayatını yalnızca bilimsel başarıları üzerinden hatırlamak, toplumun ona yaptığını anlatmadan onu yeniden bir sembole indirgemek olur.
Bir insanı önce toplumdan dışlayıp sonra heykelini dikmek, geçmişte yaptığımız yanlışı tamamen düzeltmez.
Turing'in Trajedisi Bilimden Daha Büyük
Turing'in hikâyesinin sonu da bu yüzden yalnızca bir bilim tarihi meselesi değil.
1954 yılında, henüz 41 yaşındayken hayatını kaybetti.
Ölümü uzun süre tartışıldı ve genel olarak siyanür zehirlenmesi sonucu gerçekleşen bir ölüm olarak değerlendirildi; ancak bunun kesin koşulları konusunda hâlâ tartışmalar bulunuyor.
Bildiğimiz şey ise daha basit ve daha ağır:
Dünyanın en parlak matematiksel zihinlerinden biri, toplumun kendi hayatı üzerinde kurduğu baskının ardından yaşamını tamamlayamadan öldü.
Ve insan bazen burada durup şu soruyu sormadan edemiyor:
Bir toplum, kendi yetiştirdiği bir zekâyı koruyamıyorsa, o toplumun zekâsı gerçekten ne işe yarar?
Ada ve Turing'in Ortak Mirası
Ada Lovelace ile Alan Turing'in hayatları arasında yaklaşık bir yüzyıl vardı.
Biri kadın olduğu için toplumun sınırlarıyla karşılaştı.
Diğeri erkek olduğu halde toplumun erkeklik tanımına uymadığı için cezalandırıldı.
İkisinin yaşadıkları aynı değildi.
Ama ikisinin hikâyesi bana aynı soruyu sorduruyor:
İnsanların ne yapabileceğine ve kim olabileceğine karar verme hakkını kendimizde neden görüyoruz?
Ada bize bir kadının zihnini küçümsemenin ne kadar büyük bir yanılgı olduğunu gösterdi.
Turing ise bize bir insanın hayatını, sevgisini ve kimliğini toplumun kalıplarına göre ölçmenin ne kadar yıkıcı olabileceğini gösterdi.
Ve belki bu yüzden ikisinin hikâyesini arka arkaya anlatmak istiyorum.
Çünkü bilgisayar tarihinin bize anlattığı şey yalnızca makinelerin nasıl geliştiği değil.
İnsanların birbirlerine nasıl davrandığı da bu tarihin bir parçası.
Bugün yapay zekâ hakkında konuşurken "makineler insanı anlayabilecek mi?" diye soruyoruz.
Belki önce başka bir soruyu cevaplamamız gerekiyor:
Biz insanı gerçekten anlayabildik mi?
İnsanlığın Çelişkisi
Burada kendi adıma bir itirafta bulunayım.
Bir yazılımcı olarak Turing'e baktığımda, doğal olarak önce bilgisayarı görüyorum.
Algoritmayı.
Hesaplamayı.
Makineyi.
Yapay zekânın düşünsel köklerini.
Ama bir erkek olarak Turing'e baktığımda başka bir şey görüyorum.
Kendi toplumumun erkeklere de nasıl bir hayat biçimi dayattığını.
Ve insan olarak baktığımda ise daha basit bir şey görüyorum:
Bir insanı.
Belki de Ada Lovelace'tan Turing'e geçerken bu yüzden yalnızca teknoloji tarihinin bir sonraki bölümüne geçmiyoruz.
İnsanlık tarihinin başka bir yüzüne geçiyoruz.
Ada'nın bize bıraktığı miras, "Kadınlar da yapabilir" cümlesinden çok daha büyüktü.
Turing'in mirası da "Eşcinsel bir insan da büyük bir bilim insanı olabilir" cümlesinden çok daha büyük.
Çünkü her iki cümlede de hâlâ bir eksiklik var.
Sanki önce insanın kimliğini açıklamamız, sonra onun insanlık içindeki değerini kanıtlamamız gerekiyormuş gibi.
Oysa belki doğru cümle çok daha basit:
İnsan, insan olduğu için önce değerlidir.
Zekâsı bunu artırabilir.
Yeteneği dünyayı değiştirebilir.
Cinsiyeti, yönelimi, kökeni, inancı veya başka herhangi bir özelliği hayat hikâyesinin bir parçası olabilir.
Ama bunların hiçbiri onun insanlığından önce gelmemeli.
Ve Şimdi Makineye Geri Dönelim
Turing'in hayatını bu kadar anlattıktan sonra yeniden makineye dönmek biraz tuhaf geliyor.
Ama aslında tam da burada hikâyenin anlamı değişiyor.
Çünkü bugün yapay zekâ hakkında konuşurken Turing'in sorduğu soruyu yeniden soruyoruz:
Makineler düşünebilir mi?
Fakat belki de önümüzde daha zor bir soru var:
Makineler düşünmeye başladığında, insanın ne olduğunu nasıl tanımlayacağız?
Bir makinenin zekâsını ölçmeye çalışıyoruz.
Bir gün belki bilincini tartışacağız.
Belki makinelerin haklarını konuşacağız.
Belki onları yalnızca araç olarak görmenin yeterli olup olmadığını sorgulayacağız.
Ve bütün bunlar gerçekleştiğinde, Turing'in hayatı bize tuhaf bir uyarı bırakıyor olabilir.
Çünkü insanlık daha önce de başka insanların kim olduğunu tanımlama hakkını kendisinde gördü.
Kimin bilim insanı olabileceğini.
Kimin oy kullanabileceğini.
Kimin okuyabileceğini.
Kimin sevebileceğini.
Kimin nasıl yaşayabileceğini.
Ve şimdi makinelerin zekâsını tanımlamaya hazırlanıyoruz.
Belki de bu kez daha dikkatli olmamız gerekiyor.
Çünkü başkasının varoluşunu tanımlama hakkını kendimizde görme alışkanlığımız, yalnızca geçmişin problemi değil.
İnsanlığın hâlâ taşıdığı bir alışkanlık.
Turing'den Sonra
Ada Lovelace, makinenin yalnızca hesap yapan bir araç olmayabileceğini hayal etmişti.
Alan Turing, hesaplamanın sınırlarını sorguladı ve makine zekâsının kapısını araladı.
Birinin önünde mekanik çarklar vardı.
Diğerinin önünde henüz var olmayan bilgisayarlar.
İkisi de kendi çağlarının çok ilerisindeydi.
Ama ikisinin hikâyesinde beni teknoloji kadar ilgilendiren başka bir şey var:
İnsanların birbirlerini sınırlama biçimleri.
Belki teknoloji tarihi, sandığımızdan çok daha fazla bir insanlık tarihidir.
Çünkü her yeni makinenin arkasında bir insan vardır.
Onu tasarlayan.
Onu kullanan.
Onu yöneten.
Onunla korkutan.
Onunla özgürleştiren.
Ve bazen onu başka bir insan üzerinde güç kurmak için kullanan.
Bu yüzden bu seride yalnızca bilgisayarların nasıl doğduğunu anlatmayacağım.
Onları doğuran insanların nasıl düşündüğünü de anlatacağım.
Çünkü bugün yapay zekânın geleceğini anlamaya çalışırken, yalnızca makinelerin geçmişine değil, insanın kendi geçmişine de bakmamız gerekiyor.
Ada Lovelace bize makinenin hayal edebileceğimizden daha fazlasını yapabileceğini gösterdi.
Alan Turing ise bize bir makinenin ne yapabileceğini sormadan önce, insanın ne yapabileceği ve insana ne yapmaya hakkımız olduğu sorusunu yeniden düşünmemiz gerektiğini hatırlattı.
Ve şimdi yolculuğumuz devam ediyor.
Mekanik çarklardan elektronik hesaplamaya geçiyoruz.
Savaşın gölgesinden doğan bilgisayarlara.
Oradan modern bilgisayar mimarisine.
Ve sonunda bugün hepimizin kullandığı dijital dünyanın temellerine.
Sıradaki durak:
John von Neumann.
Bülent Barut
Kaynakça
- Alan M. Turing — On Computable Numbers, with an Application to the Entscheidungsproblem, 1936. Turing makinesi ve hesaplanabilirlik kavramının temelini oluşturan çalışma. Kaynağı görüntüle
- Alan M. Turing — Computing Machinery and Intelligence, Mind, 1950. Makinelerin düşünüp düşünemeyeceği sorusu ve daha sonra Turing Testi olarak anılacak yaklaşımın temel metni. Kaynağı görüntüle
- GCHQ — Alan Turing. Turing'in Bletchley Park'taki çalışmaları, ACE bilgisayarı, Manchester Mark 1, yapay zekâ çalışmaları, 1952'deki yargılanması ve maruz kaldığı hormonal tedavi hakkında tarihsel bilgiler. Kaynağı görüntüle
- Bletchley Park — Bletchley Park Computing / AI Timeline. Turing'in 1936 çalışmasından Bletchley Park dönemine, Manchester Mark 1'e ve 1950 tarihli Computing Machinery and Intelligence çalışmasına uzanan kronoloji. Kaynağı görüntüle
- Bletchley Park — Bletchley Park and AI. Turing'in II. Dünya Savaşı sırasında Enigma'nın çözülmesindeki rolü ve bilgisayar bilimi ile yapay zekânın gelişimine katkıları. Kaynağı görüntüle
- Association for Computing Machinery (ACM) — A.M. Turing Award. Turing'in bilgisayar bilimine, algoritmalara, bilgisayar mimarisine, biçimsel hesaplama kuramına ve yapay zekâya yaptığı temel katkılar. Kaynağı görüntüle
- National Archives — Alan Turing. Turing'in yaşamı, savaş dönemi çalışmaları ve Britanya'nın bilgisayar bilimi tarihindeki yeri hakkında arşiv materyalleri. Kaynağı görüntüle